12 Kasım 2014 Çarşamba

Sonun Başlangıcı

Bu bloğu yazmaya ve hayatımı değiştirmeye karar verme sürecim aslında çok gerilere gidiyor. 2008 yılında İstanbul'a gelip ilk şoku yaşadıktan sonra diğer insanların"alışma süreci" dedikleri kavram çok şükür ki beni içine çekemedi.

Alışamadım bir türlü hiç durmadan akan ya da çoğu zaman akmayan E-5 görüntüsüne, sahil kenarında koşmaya ya da yürümeye çalışan insanların mangal dumanına boğulmasına, yeşil alan gördü mü hemen ateş yakıp tavuk ya da et pişiren insanlara.



Metrobüs durağında kapı açılınca cenge gider gibi birbirine dirsek, omuz atarak yer kapmaya çalışan insanların mücadeleleri bana  "Ben neden buradayım? Ne yapıyorum?" sorularını daha da sıkça sordurmaya başladı. O insanları yargılamak mümkün değil, çünkü bu sistem biri ve birileri tarafından bizlere dayatılıyor ve biz de katlanıyoruz, ses çıkarmıyoruz...Ama bu sistemin içinden çıkıp kurtulmak biraz da elimizde değil mi?




İşte tüm bunları düşünmeyi iyice yoğunlaştırdığımda Permakültür ile tanıştım.

"Sürdürülebilir Tarım" olarak da adlandırabileceğimiz Permakültür; Bill Mollison tarafından geliştirilmiş ve  1979 'da Avustralya Permakültür Enstitüsü halini alarak daha da bilinir hale gelmiş sürekli ve sürdürülebilir tarım modelidir.


Araştırmalarımı ve blog gezintilerimi arttırıp, devamlı Permakültür üzerine okuyup, içimdeki doğa azmanını iyice besledim. Son olarak da  Tarla Taban ile tanışınca ve enfes bahçelerinde bir gün geçirince her şey yerine oturdu. Artık kendimden çok emindim ve İstanbul'daki günlerim için geri sayım başlamıştı. Sonunda kararımı kesin verdim; geçmiş  dünyamdan kalan maddi yükümlükleri en hızlı şekilde, zamanımı satarak kazandığım para ile kapatıp, İstanbul'u terketmek...

Tam olarak doğru tabir bu sanırım; "Zamanımızı para karşılığı satarak geçinmeye çalışmak" Zenginliği para ile ölçmek ve kendi zamanımızı ailemize, çocuklarımıza, dostlarımıza ayıramadan "çok çalışmak, çok para kazanmak" Deli gibi çalışarak para kazanmak fikri bana göre zenginliğe ulaşmanın en mantıksız yolu. Asıl zenginlik; istediğin zaman, istediğin yerde ve istediğin kişi ile olabilecek zamana sahip olmak.

Basit Yaşam Denemeleri; tüm bu paydaları doğa içinde sakin bir yaşam potasında eritince ortaya çıktı. Henüz doğaya kendimi teslim etmemişken bu bloğu yazmaya başlamak ve süreci hep birlikte gözlemlemek sanırım daha da akılda kalıcı ve öğretici olacak.

Amacım; geçtiğim tüm yollardan ilerde geçebilecek herkesi bir nebze olsun bilgilendirmek.İçlerindeki endişeleri ve "acaba" "nasıl" sorularını kendimce yanıtlayabilmek.




İşin içerisinde "doğaya dönüş" olunca izlemediğim ne kadar çok film ve belgesel olduğuna şaşırıp kaldım. Demek ki algılarımız bazı şeylere kapalı olunca o konu üzerine düşünmek ve araştırma yapmak aklımızdan geçmiyor.

Bu tarz bir araştırma yaparken Serkan Mutan'ın bloğuna ve "Doğa Filmleri" başlığındaki listesine rastladım. Sizlerin de zevkle ve tebessümle izleyeceğiniz filmler olduğuna inanıyorum.